Kayıtlar

Remember to Live: Kendi Senaryosunu Baltalayan Antagonistler

Resim
Kendi Hikayenin Kötü Karakteri Olmak: Antagonist Çelişkilerimiz Sinemada ya da derin bir romanın sayfaları arasında gezinirken sizi en çok hangi karakterler kendine çeker? Kusursuz bir ahlaka sahip, her adımı doğru, her kararı erdemli olan o bembeyaz ana karakterler mi? Yoksa tüm o yıkıcılığının, hırslarının ve keskin öfkesinin arkasında insani bir kırılganlık, çözülmemiş bir yara barındıran o "gri" antiler mi? Çoğumuz Joker’in deliliğindeki o trajik haklılığa, Malefiz’in ihanete uğramış kalbine ya da kendi karanlığında boğulan bir anti-kahramanın çelişkilerine gizli bir hayranlık besleriz. Çünkü siyah ya da beyaz olmak yapaydır. Gerçek insan gridedir, çelişkidedir. Peki, kamerayı biraz kendimize çevirsek? Hayatımızı hep bir ana karakter, her zaman haksızlığa uğrayan bir kurban ya da hikayenin mutlak "iyisi" olarak kurgulamaya çok meyilliyiz. Peki dürüst olalım hiç fark etmeden, kendi yazdığımız o muazzam senaryonun en acımasız, en yıkıcı kötü karakteri (antagonisti...

Mono No Aware: Geçiciliğin Hüznü ve Güzelliği

Resim
Hayatta öyle anlar vardır ki, içimizi hem mutlu eder hem de tuhaf bir hüzünle doldurur. Bir yandan “iyi ki yaşıyorum” dersin, öte yandan kalbinin bir köşesi burkulur. Japon kültüründe bu duyguya özel bir isim verilmiş: MONO NO AWARE Bu kavramı ilk kez 18. yüzyılda Japon düşünür Motoori Norinaga kullanmıştır. Norinaga, Japon edebiyatının en önemli eserlerinden biri olan Genji Monogatari’yi (11. yüzyılda Murasaki Shikibu tarafından yazılmıştır) yorumlarken bu terimi öne çıkarmıştır. Ona göre, insan kalbinin en temel özelliği, geçici olan karşısında duyulan hassasiyettir. Mono no aware, işte bu geçiciliğin farkında olma hâlidir: “Her şeyin gelip geçici olduğunu bilmenin getirdiği tatlı hüzün ve o hüzünle karışık bir güzellik.” Çiçeklerin Ömrü Kadar Kısa… Japonya’da bu kavramın en bilinen sembolü sakura (kiraz çiçekleri). Onlar yılda yalnızca birkaç günlüğüne açar, sonra dökülür. İnsanlar o kısacık süreyi sabırsızlıkla bekler. Çünkü bilirler ki bu güzellik sonsuza kadar sürmey...

Görmekle Susmak Arasında: Bir Kehanetin Bedeli:Kassandra’nın Laneti

Resim
Bazı lanetler, bir kılıç gibi boyna inmez. Bazıları bir sözcük gibi akar dudaklardan, ama hiçbir kulağa ulaşmaz. Kassandra… Troya'nın en güzel yankısıydı belki de. Ne bir kraliçeydi ne de sadece bir kahin. O, gerçeği görmenin cezasını taşıyan bir kadındı. Apollo'nun aşkına karşılık kehanet isteği zihninde dolanıyordu. Aşka karşılık kehanet anlaşması yapmıştı. Apollo’nun dudaklarından süzülen kehanetin kutsamasıyla gözleri açıldı ama tam da o anda, duyulmamanın sonsuz yalnızlığına mahkûm edildi. Çünkü tanrılar, bazen verdikleri armağanı geri almazlar; sadece onu taşınmaz hale getirirler. Kassandra’nın laneti, aslında çağlar boyunca yankılanan bir hakikatin simgesi oldu: Doğruyu bilenin değil, doğruyu söyleyenin cezalandırıldığı bir dünya. Bugün etrafımıza bakınca her birimiz biraz Kassandra değil miyiz? Sezgilerimizle yangınları hissederiz daha dumanı yükselmeden; kalbimiz çatlak aynalar gibi kırılır gerçeği gösterdiğinde. Uyarırız sevdiklerimizi, dostlarımızı, belki...

Edebiyat ve Bilimin Kesiştiği Nokta: SANAT TERAPİSİ

Resim
  Sanat, yalnızca bir ifade biçimi değil, aynı zamanda bir iyileşme yoludur. Peki, yaratıcı bir süreç insan ruhuna nasıl dokunabilir? Bu sorunun cevabını ararken, sanat terapisi kavramıyla karşılaşıyoruz. Bilim insanları ve sanatçılar, yaratıcılığın bireyin ruhsal sağlığı üzerindeki etkilerini uzun zamandır tartışıyor. Fakat belki de bu tartışmayı asıl derinleştiren şey, bir tablonun, bir şiirin ya da bir melodinin insan zihninde uyandırdığı o tarifsiz hislerdir. Duygularımızın dış dünyaya açılan kısmıdır. Sanat terapisi, renklerin, şekillerin ve dokuların insan ruhundaki yaralara nasıl merhem olabileceğini anlamaya çalışır. Vincent Van Gogh'un fırça darbelerini düşünelim: Onun “Yıldızlı Gece” tablosundaki yoğun mavi ve sarı tonlar, kendi karanlığından bir çıkış yolu arayan bir ruhun çığlığı değil midir? Ya da Sylvia Plath'in dizeleri; hayatın köşe bucak gizlediği acılara şiirle dokunmaz mı? Ya da Ahmet Arif’in Hasretinden prangalar eskittim dizelerinde özlemin ve hasretin yank...

Modern Dünyada Stoacılık: Kadim Bilgeliğin Çağdaş Yansıması

Resim
Sosyal medyada gezinirken, başkalarının hayatıyla kendi yaşamınızı kıyasladığınız oldu mu? Peki ya iş hayatında hedefler arasında kaybolduğunuz? Modern dünyanın karmaşası içinde, bir an olsun durup "Ben gerçekten ne istiyorum?" diye sormak zor olabilir. Ancak tam da bu noktada, antik bir felsefe olan Stoacılık devreye giriyor. Stoacılık, bize mutluluğun sahip olduklarımızda değil, bakış açımızda saklı olduğunu hatırlatır. Günümüzün kıyaslama kültüründe ve hızlı tüketim dünyasında, Stoacılığın sade ve güçlü prensipleri, ruhumuza bir sığınak olabilir mi? Stoacılık Nedir? Stoacılık, MÖ 3. yüzyılda Zenon tarafından başlatılan ve Antik Yunan ile Roma'da büyük etki yaratan bir felsefi akımdır. Bu yaklaşımı geliştiren Seneca, Epiktetos ve Marcus Aurelius gibi düşünürler, erdemli bir yaşam ve duygusal denge üzerine yoğunlaşmıştır. Stoacılara göre, hayatın değişkenliği karşısında üzülmek ya da kaygılanmak yerine, dayanıklılık göstermek önemlidir. Duygularımızı akıl süzgecinden ...

Kimlik ve Maskeler: Sosyal Medya Ve Hayatta Varlık Felsefesi

Resim
Günümüzün dijital dünyasında sosyal medya, kendimizi ifade etmenin, diğer insanlarla iletişime geçmenin ve hatta kimliğimizi yeniden tanımlamanın merkezi bir alanı haline geldi. Artık, sadece fiziksel ortamda değil, dijital dünyada da varlık gösteriyoruz. Fakat bu varlık, çoğu zaman kendimizi olduğumuz gibi değil, olmak istediğimiz gibi gösterdiğimiz bir "maskeye" dönüşüyor. Bu maskelerin ardında saklanan "gerçek benlik", acaba kim? Sartre ve Heidegger gibi felsefeciler, insanın "başkaları için var olma" ve "kimlik" sorunlarını derinlemesine ele alırken, bu sorulara ışık tutabilecek fikirler sunar. Maskelerin Ardında Kimlik Arayışı Jean-Paul Sartre'a göre insan kendisini başkalarının gözünde şekillendirir. Yani biz, bir anlamda "öteki" için var oluruz ve kimliğimiz, ötekilerin bakış açısıyla şekillenir. Sosyal medyada da, kendimizi başkalarına göstermek üzere belli "maskeler" takarız; fotoğraflarımızı düzenler, kelime...

Kısa Bir Ömür, Uzun Bir İz: Kelebeğin Rüyası’ndan Geriye Kalanlar

Resim
 Bazı filmler vardır, izlerken sizi sarsar ve ardından derin bir sessizlik bırakır. Kelebeğin Rüyası işte tam da böyle bir film. Film boyunca bizi saran o ince hüzün, belki de yaşamın kendisine dair bir hatırlatma. Hayatın, tıpkı bir kelebeğin kanat çırpışı gibi anlık olduğunu hatırlatıyor. Ve belki de asıl soru şu: Hayat gerçekten bu kadar kısa mı, yoksa biz mi yaşamın anlamını kaçırıyoruz?  İlk bakışta, bir aşk hikâyesi gibi görünebilir. Ancak alt katmanlarında, hayatın acımasız gerçekleriyle şiirsel bir şekilde yüzleşen iki genç şairin hikâyesi yatar. Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu, belki de adları şiir dünyası dışında pek duyulmamış iki şairdir. Ancak bu film, onların kayıp hikâyelerini bizlere yeniden hatırlatıyor, belki de şair olmanın anlamını sorgulatarak. Peki, şiirle nefes alan bu gençlerin hayatı neden bu kadar trajiktir? Yoksa biz mi trajedi arar olduk her öyküde? Şair olmanın hafifliği ya da belki de ağır yükü, insanın hayatını bu denli kırılgan mı kılıyor? Ke...

Maraton Zamanı! Sonbahar Film ve Dizi Rehberi: Evinizi Saran Sıcaklıkla Ekran Başına!

Resim
 Sonbaharın serin havası ve altın sarısı yaprakların dökülmesiyle birlikte, evde sıcak bir içecek eşliğinde film ve dizi maratonları yapmanın tam zamanı! İçinize dokunacak, sizi derin düşüncelere daldıracak ve sonbaharın huzurunu hissettirecek film ve dizilerle bu mevsimi daha keyifli hale getirmeye ne dersiniz? İşte sonbahar ruhuna yakışır, etkileyici yapımlarla dolu bir liste! 1. Gilmore Girls (Dizi) Tür : Drama, Komedi Konusu : Küçük kasaba yaşamı, sıcacık kahve dükkânları ve anne-kız ilişkisi. Lorelai ve Rory Gilmore'un hızlı diyaloglarla süslenmiş, mizah dolu hayatı sizi hemen içine çekecek. Kasabanın huzurlu sonbahar atmosferiyle adeta büyülenmiş hissedeceksiniz. Neden İzlenmeli? : Samimi, içten ve doğrudan kalbinize dokunan bir dizi. Sonbaharın melankolisini hafifletmek için mükemmel bir tercih! 2. Dead Poets Society (Ölü Ozanlar Derneği) (Film) Tür : Drama Konusu : Karizmatik bir edebiyat öğretmeni olan John Keating, öğrencilerini şiir ve özgür düşüncenin büyüleyici dünyası...

Hayatın İpuçları: Yaşamın Anlamını Ararken Yolculuk Notları

Resim
  Hayat… Bazen akışkan bir nehir gibi huzurla akar, bazen de hırçın bir dalga gibi önüne ne gelirse sürükler. Bu karmaşık yolculukta, hepimiz anlam arayışında oluruz. Hayatı daha derin, daha anlamlı kılmak için tutunduğumuz bazı ipuçları, bizi bir nebze olsun aydınlatabilir. 1. Anı Yaşa, Fakat Geleceği Unutma Şu anın büyüsü, geçmişin gölgelerinden ve geleceğin belirsizliğinden sıyrılmakla mümkün olur. Ancak, anı yaşamak demek, geleceği tamamen göz ardı etmek anlamına gelmez. Bilim insanları, geleceğe dair planlar yapmanın insan zihni üzerinde olumlu etkileri olduğunu belirtir. Beynimiz, belirsizliğin getirdiği stresi azaltmak için bir yol haritası oluşturmayı sever. Bu yüzden, şu anın tadını çıkarırken, yarının umutlarını da cebinizde saklayın. Geleceğinizi şekillendirmek için minik adımlar atarken, anı her daim iliklerinize kadar hissedin. 2. Minimalizm: Fazlalıklardan Kurtulmak Sanatın sadeliği ve doğanın kusursuz düzeni, minimalist bir yaşamın ipuçlarını sunar. Hayatın...

Zamanın Yazgı Ustaları: Kaderi Yeniden Yazmak

Resim
  Geçmişin derinliklerine gömülmüş hatıralar, her birimizin gönlünde yankılanan birer ezgidir. Zaman, her şeyi unutturur derler. Oysa unutulan sadece anıların suretidir; asıl unutulmayan, o anıların ruhumuza işleyen izleridir. Tarih, bilgelik dolu bir zaman dilimidir. Her an kaderimizin şekillendiği birer kırılma noktasıdır. Ah, keşke geçmişe dönüp, yanlış adımları doğru yollara çevirebilsek! Kaderin cilvesiyle oynayıp yazgımızı yeniden yazabilsek!  Bir an gözlerinizi kapatın ve kendinizi kadim bir zaman tünelinde hayal edin. Orada, eski zamanların eşsiz güzellikleri ve hüzünlü anılarıyla dolu bir diyar var. Bu diyarda, yazgılar değiştirilebilir ve kader yeniden yazılabilir. Belki de, gönlümüzden geçenleri, kudretli kalemle yazmak mümkün olurdu. Bir düşünün, acı dolu bir anı, sevgiyle süslenmiş yeni bir hatıraya dönüşse... Veya, bir hayal kırıklığı, umut dolu bir başlangıca evrilse... İşte bu, zamanın büyülü dokunuşuyla mümkün olurdu. Geçmişin izlerini takip ederken, her bir a...

“Kaktüsün Dikenlerinden, Ayın Aydınlığına: Doğadan Hayata İlham Veren Dersler”

Resim
  Doğa bir öğretmen gibi her zaman yanımızda. Gökyüzündeki bulutların dansından, toprağın derinliklerindeki sessizliğe kadar, doğanın her bir parçası, bize hayatta nasıl daha anlamlı, derin ve duygusal olarak güzel bir yaşam sürebileceğimizi öğretir. Doğadan öğrendiğimiz bu soyut dersler, bizim içsel dünyamızda derin izler bırakır ve bizi olgunlaştırır. İşte doğadan öğrendiğimiz bazı durumlar. Taş olsak çatlardık. Evet, bazen hayatta dayanamayacağımız noktalar olur ve bu durumda taş olsak bile duygularımızın ortaya çıkmasına ihtiyaç duyarız. Güneş olsak yanmaktan sıkılırdık. Hep aynı şeyleri süreklilik kazanmış şekilde yapmak bizleri sıkabilir. Yapmamızın tonlarca sebebi varken bazen yapmamak için tek bir nedene ihtiyaç duyarız. Güneş olsak bazen ayarını kaçırarak etrafımızdakileri yakardık. Çünkü onları sevgimiz ve ışığımızla ısıtabileceğimizi zannederken, kömür olacak kadar yakmaya başlamışızdır. Bu sıcaklık artık bir soğukluğa ihtiyaç duyar hale gelir. Bulut olsak baz...

Gece ile Gündüz Arasındaki Denge: Türkiye'de Kalıcı Yaz Saati Etkiler

Resim
  Güne daha erken başlamak amacıyla bütün saatler; her yıl mart ayının son pazar günü saat 03.00’ten itibaren bir saat ileri alınır ve her yıl ekim ayının son pazar günü saat 04.00’ten itibaren bir saat geri alınırdı. 1973’ten beri devam eden bu uygulamaya  2016 yılında  Bakanlar Kurulu Kararı ile son verildi ve o tarihten bu yana saatler ileri veya geri alınmadan  “yaz saati”  uygulamasına devam ediliyor. Yaz saati uygulamasının kalıcı hale getirilmesi birçok kafa karışıklığına sebep oldu. 2016 yılına kadar Türkiye, yılda iki kez saat dilimini değiştirerek yaz ve kış aylarında güneşin doğuş saatlerini iş ve okul saatleriyle örtüştürmeye çalışıyordu. Ancak 2016’da Türkiye’nin 45. doğu meridyenini baz alarak saatleri sabitleme kararı alındı. Bu kararla birlikte, kış aylarında güneşin doğuş saatiyle uyandığımız saatler değişti. Örneğin, Erzurum’da güneş 07:20’de doğarken, İstanbul’da bu saat 08:10’da oldu. Bu değişikliğin temel gerekçesi enerji tasarrufu  ola...

İNSANIN EN KÖTÜ SANATI:ŞÜPHE

Resim
   Hayat, bir yolculuktur ve bu yolculuk, şüphe ile iç içe geçmiştir. Doğumla beraber başlayan bu yolculuk belirsiz bir şekilde yıllarca sürüp gider. İlk adımı attığımız andan itibaren, geleceği bilmemiz veya kontrol altında tutmamız mümkün değildir. Bu belirsizlik, şüpheyi doğuran şeylerden biridir. Ancak, belirsizlikle yüzleşmek, insanın hayatın gerçek değerini anlaması için bir fırsattır. Görmediğini görmesi için…  Belki de şüphe, hayatın anlamını bulma sürecinde bizi yönlendiren bir öğretmendir. Bu öğretmen yüzleşmekten korktuğumuz ne varsa bize anlayana kadar anlatmayı bırakmayacaktır. Hayatın kendisi, şüphe ve belirsizlikle dolu bir sanat eseridir. Sanatın bilinmezliği ve güzelliği orada saklıdır. Görmek isteyene her zaman görünür. Fakat görmezden gelenler içinse iç kemiren duygu olarak zihinde dolanmaya yemin etmiştir. Çoğu zaman, yaşadığımız olayların ardındaki anlamı anlamak için bir süreç geçirmemiz gerekebilir. Bu süreç, şüphe ile yüzleşmeyi, onunla dans etmey...

UZAKLAŞMANIN VE KAÇIŞIN GÖLGESİNDEKİ DUYGULAR

Resim
  Bazen hayatın karmaşasından, sıkıcı rutinlerin baskısından kurtulma arzusu içimde derin izler bırakıyor. Her gün tekrar eden aynı anılar, aynı yüzler, aynı duvarlar... Uzaklaşmak istediğim anlarda içimde yankılanan duygular, adeta bir özgürlük çağrısı gibi. Kaçışın ilk duygusu, belki de bıkkınlıktan kaynaklanıyor. Her gün aynı işte, aynı sorumluluklarda boğuluyormuş hissi, içimde biriken bir bulanıklık gibi. Belki de en önemlisi ait olmadığım yerde bulunmamdır. Kaçmak, bu rutinin boğucu sarmalından kurtulmak anlamına gelirken, aynı zamanda bir tür özlemin de başlangıcı oluyor. Başka bir yerde, başka bir zamanda olmanın hayalini kurarken, içimde hafif bir melankoli de uyanıyor. Bazen uzaklaşmak istemek, bir tür kaybolma arzusu oluyor. Kendi iç dünyamda, bilinmeyen sulara doğru bir seyahat yapma isteği. Belki de içsel bir yolculuk, kendi duygusal derinliklerimi keşfetme arzusu. Kaçışın bu yönü, kendi varlığımdan kaçmamı isteyen içsel bir çağrı gibi. Doğrusu bu mu diye düşünüp kend...

GÜÇ YOZLAŞTIRIR MI? BİR STANDFORD HAPİSHANE DENEYİ

Resim
  ZALİMLİĞİN YANILGISI 1971 yılında Stanford üniversitesinde sosyal psikolog olarak görev yapan Philip Zimbardo toplum tarafından verilen rollerin insanı nasıl etkilediğini gücün kişilere verildiğinde ne tepkiler verdiklerini ölçmek için bir sosyal deneye yapmaya karar verir. Deney için gazetelere ilan veren Zimbardo deneyin 2 hafta süreceğini ve günlük olarak 15$ alınacağını bildirir. Bu deneye katılmak isteyen 70 öğrenciden 24 kişi seçilir. Seçilen 24 öğrenciden 9 kişi gardiyan geri kalanı mahkum olmak üzere sınıflandırılır. Stanford Üniversitesinin alt katında 35 metrekarelik bir simülasyon hapishane yaptırılır. Mahkum olan öğrenciler evlerinden hırsızlık suçu işledikleri söylenerek ters kelepçe yapılıp ağır şartlarda tutuklanmışlardır. Gardiyanlara yeşil üniformalar ve aynalı gözlükler verilmiştir. Karşısındakiyle göz teması kurmamaları için aynalı gözlüklerden takılmaları istenmiştir. Mahkumlara ise üzerinde numara yazan beyaz bir elbise verilmiştir .Ayaklarına zincir bağlan...

Haftanın Film ve Kitap İncelemesi(Önerisi) :The Hunter Game

Resim
  Açlık Oyunları(The Hunter Game) 3 ayrı kitaptan oluşmaktadır. Kitaplar sırasıyla; Açlık  Oyunları, Ateşi Yakalamak ve Alaycı Kuş'tur.   Suzanne Collins’in yazdığı ütopik, bilim kurgu romanı oldukça büyük çapta üne sahip oldu. Kitaplar film serilerine dönüştü. Önerim filminden önce kitapları okumanız. Çünkü kitapları önce okumak filmdeki daha ince detayları görmemizi sağlar. Roman, Kuzey Amerika'da, gelecekte, kıyamet sonrası bir dönemde yer alan Panem adlı kurgusal ülkenin halkından olan 16 yaşındaki Katniss Everdeen'in bakış açısıyla yazılmıştır. Romanda, son derece gelişmiş bir metropol olan Capitol, ulusun geri kalanı üzerinde politik kontrol uygulamaktadır. Hayatta kalma savaşını gözler önüne seren bir konuya sahip. Açlık oyunlarına genel bakışım ve yorumum şu şekilde ;  özgürlüğün ne kadar önemli olduğudur. Çünkü bir sicimle bağlanan ve yaşamda bir bitkiden farkımızı ortaya koyan en önemli unsur kişisel özgürlüktür. Bu önemli unsur elimizden alınıp kö...

ESARETİN YANSIMASI

Resim
     ESARETİN YANSIMASI   İnsan neyin esiri olur? Esiri olduğu şeyi kendi mi tercih eder yoksa hayat mı tercih etmeye zorlar.  İnsan sadece eski zamanda hizmet ettiği için esir değildi. Dile getirecek özgürlüğe sahip olmadığı için köleydi. Çünkü İnsan konuşamadığında da esir olur. Kelimler bir büyü gibidir. Bir araya gelince muazzam bir bütün oluştururlar. Bu muazzamlık kişiye özgürlük tanır. Kendini anlamanın ve anlatmanın verdiği özgürlük. İnsan anlaşılmadığı ve anlatamadığı yerde yeşillenemezmiş. Kişinin kalbinden geçenler diline yansımayınca yüzüne ve bedenine bir esaret sirayet eder. Bu esaret öylesine korkunç sessizliğe sahiptir ki kişiyi boğazından geren ipe bağlar. Boynunda urganla sesini ve nefesini kesen kişi artık kendinden uzaklaşır. Bu noktada esaret artık köleliğe doğru gitmeye başlar. Tüm duyguları her zerresiyle hissederken dışarıdan bir urganla yürür. Urgan her adım attığında yük olur. Her adım attığında canını acıtır ve nefesini keser. Aslı...